Genç Ufuk

Muhammet Özdemir

2014 Yılında Türkiye’ye İlişkin Öngörülerim (2014 Türkiye Falı)

Muhammet Özdemir 03 Ocak 2014 Cuma

Kategori: Felsefe - Sosyoloji

Muhammed b. Ebu Bekir Zekeriyya er-Râzî, İhvân-ı Safâ, David Hume ve Ludwig Feuerbach gibi kendilerini fazla önemli gören bazı kıymetli düşünürlerle aydınlanmacı tüm Türkiyelilere –mesela birtakım seküler felsefeci ve İlahiyatçı felsefecilere- inat filozofların Peygamberlerle mukayese edilemeyecek kadar zavallı olduklarını söyleyebilirim. Türkiye’de felsefe yapılmıyor olsa bile Batı’da yapılmaya çalışılıyor ve dünyanın birçok yerinde ünlü olan filozofların müşterek vasıfları, iktidara angaje olarak moda haline gelebilmektir. Eğer her şeyin ölçütü Batı aklıysa –bence hiçbir açıdan olmamalıdır-, Birleşik Devletlerin en prestijli üniversitelerinden birinin felsefe bölümünde görev yapmakta olan bir filozoftan “felsefe tarihinin aynı zamanda bir modanın tarihi olduğunu” şahsen öğrendiğimi aktarabilirim. Filozofla Peygamberi bir gün yeniden karşılaştırmamın gerekçesi şudur: Filozof, tecrübeden ve kitaplardan öğrenebildiklerini, anlamsal derinlikler ve kavramsal ilişkileri göz önünde bulundurup dil içinde kalarak, mümkün en başarılı ve isabetli şekilde –bu arada yarandığı iktidarın da çıkarlarını göz ardı etmeyecek ölçüde bir ayarla- ifadelendirmeye gayret eder ve insanlığın geleceği için tahminlerde bulunur. Ayrıca bir köşe yazarı veya entelektüel nasıl insanların beğenilerini kazanmaya özen gösteriyorsa filozof da takdir edilme kaygısından nasiplenerek düşünmekte ve bazen fark edilebilmek için kendi inanmadıklarını da yazarak söyleyebilmektedir. Çünkü o sadece bir insandır. Günümüzde ise, on yedinci ve on sekizinci yüzyılların sahtekâr Batılı aydınlarına ait taahhütlerin hassas bağlamlarda yalan ve boş çıkmasından sonra, insanlar artık insandan fazlasını birinde veya birçok kişide görmek duymak istiyorlar. Bilim adamlarına kıyasla hiçbir karizması bulunmayan filozofların ötesinde [itiraz edenler, Charles Percy Snow’un “İki Kültür” adlı eserinin yazılma koşullarını anımsasınlar] bizzat büyük fizik, bilgisayar ve tıp otoriteleri bile kitlelere yeterli gelmiyor ve insanlar astrolojiye sığınıyorlar. Yaşadığımız dönemde popüler herhangi bir Peygamber figürü ve açık mucize olmadığına göre astrologlarla filozofları kıyaslamalıyız. Nitekim Türkçe yazdığını sanan felsefecilerle gerçekten de İngilizce yazan filozofların 2014’e ilişkin tahminleriyle kimse ilgilenmiyormuş gibi görünmektedir. Bir şey ihtiyaç konusu olduğu kadar değerlidir. Ben, ihtiyaç duyulan birisi değilsem, aslında kıymetli de değilimdir. Herkes kendini bir şey sandığı için insanlara bunu anlatmak kolay olmuyor; ancak acılar içerisinde kıvranıp da yalnız ve çaresiz kaldıklarında anlayabiliyorlar fiyatlarını. Nitekim her zaman kıymetsiz biri olduğumu bizzat itiraf etmişimdir, sonunda başkalarının önünde gülünecek durumları yaşayarak ölmeyi istememek için! Yılın ilk gününde gazetelere baktığımda astrologların 2014 öngörülerini gördüm –onların yanı sıra filozoflara soran olmamıştı-. Astrologlar da mesleki yalanlarını da kullanarak –Mars’ın durumu vs.- zaten bildiğimiz şeyleri söylemişler ve tüm tahminleri de kendi temennilerinden ibaret. Geçen yıl -2013 için- yapılan tahminlere baktım, hiçbiri tutmamış. Mesela IMF-Türkiye ilişkilerini, barış görüşmelerini, Gezi Eylemleri’ni ve 17 Aralık Operasyonu’nu öngörememişler. Ben tezimin her satırının hesabını verdiğim halde onlar hiçbir öngörülerinin hesabını vermeksizin bu yıl da kazançlarını artırmışlar. Filozofların anlamlarla ilgili söyledikleri yalanlara benzer astrologlar da kozmolojik yalanlar söylüyorlar. Acaba hangisi halk için daha değerlidir? Halkı küçük de görmemelidir; çünkü işine geldiğinde herkes önce halkın basiretinden söz edip duruyor. Şimdi kim ne kadar yalancıdır? Hiçbir şey için değilse bile sırf yalanın nasıl bir şey olduğunu yeterince iyi öğrettiği ve fark etme olanağı sağladığı için ben herkese felsefenin çılgın metinlerini zinde bir zihinle okumalarını öneririm. Elbette Türkçede çokça yapıldığı gibi okunulan metinlerin birer hakikat verdiği önyargısına kapılarak halkı aydınlatmaya çalışmamak kaydıyla!

Astrologların politik görüşleriyle bulanmış ve saygınlık hedefleri için fazla zorlanmış olumsuz ve kötü 2014 beklentilerinin karşısında benim öngörülerim son derece iyimserdir. Bunlar zaten işlerini iyi yapıyor değiller –kastettiğim bir sonraki yıl geldiğinde, önceden yaptıkları tahminlerin hesabını vermekle ilgili bir sınanma durumları söz konusu olmadığından serbest davrandıklarıdır-, bir de doğru tahmin ihtimalleri olsa bile –mesela Firavuna gördüğü rüyadan Hz. Musa’yı haber verebilen rüya yorumcusu gibi- doğruları söyleyemezler; çünkü küresel dilden –yani İngilizceden- taviz vermeksizin hesap yapmaya alışmışlar. Benim tahminlerime veya öngörülerime gelince –seneye umarım birileri kendime hesap vermeyi anımsatır bana (tahminlerim bedava olduğundan sınanmayı ahlaki olarak yapacağım)-:

  1. Ben 17 Aralık Operasyonu’nun sonunun Türkiye için doğuracağı avantajların dezavantajlardan fazla olduğunu ve artık aynı görüşte olanların değil, daha az kötüye erişmek niyetinde olanların işbirliği yapacaklarını öngörüyorum. Kastettiğim özellikle Türk ve Kürt milliyetçileriyle Müslüman dindarlardır. Söz konusu üç kesim 2014 yılı içerisinde birbirine yakınlaşacak.
  2. Siyasi olarak ikinci tahminime göre, hem yerel seçimler hem de Cumhurbaşkanlığı seçimleri beklenilenin aksine oldukça sakin geçecek ve sonuçlar kimseyi fazla şaşırtmayacak. Adaylardan birisi Sırrı Süreyya Önder olacak ve aldığı oya üzülecek. Milletvekilliği seçimleri 2014 yılı içerisinde gerçekleşmeyecek.
  3. Türkiye ekonomik bir krize yakınlaşacak; ama yine teğet geçecek bir kriz izlenimi alıyorum.
  4. Ocak ayında zam alacakken 17 Aralık Operasyonu yüzünden umutsuzluğa kapılan benim gibi akademisyenlere 2014 yılı içerisinde şaşırtıcı bir zam beklemiyorum.
  5. Türkiye’nin Doğusunda ve Güneydoğusunda her şey rutin seyredecek, herhangi bir eylem veya çatışma olmayacak ve bir daha ne helikopterimiz ne de uçağımız düşmeyecek, gemimiz devrilmeyecek.
  6. Birleşik Devletler ve Almanya’da ciddi eylemler ve iç karışıklıklar hissediyorum. Herkes için 2014 yılının en akılda kalan olayları, Birleşik Devletlerde ve Almanya’da gerçekleşen eylemler olacaktır.
  7. Türkiye, İran, Suriye, Mısır, Yunanistan, Irak (merkezi hükümet ve Kuzey Irak), Azerbaycan, Çin ve Rusya ile yakınlaşacak ve İsrail Türkiye ile ilişkilerini yeniden gözden geçirmek gerektiğini düşünerek olumlu adımlar atacak.
  8. 2014 Sonbaharında dünyada yeni bir hastalık ortaya çıkacak ve etkisi Türkiye’de de hissedilecek.
  9. Milli Piyango’nun yeni talihlisi tam bilet alan biri olacak ve söz konusu kişi –bu defa- Kırşehir’den çıkacak.
  10. Bu yıl erkek yılı olacak ve doğan çocukların büyük bir kısmı erkek olacak.
  11. Gökkuşağının Kuzeybatıdan göründüğü ilk ülkede 2014 yılı içerisinde kıtlık olacaktır ve söz konusu ülke Türkiye değildir.
  12. 2014 yazı Türkiye’de çok sıcak geçecek.

Bunlar da benim tahminlerimdir ve sadece insani tecrübeye ve biraz temenniye dayanmaktadırlar. Kıtlıkların ve hastalıkların temennilerime dayandığını söyleyemem; ama en azından sadece o konularda haklı çıkmayı arzu etmediğimi söyleyebilirim. Şimdi benim iddialarım biraz Mars ve Venüs’le, biraz aşk ve kinle ve biraz da iklimsel kırılmalarla harmanlandığında, astrologların tahminlerinden ne farkı kalacaktır? Umarım onlardan birini yanlış bir bağlamda sinirlendirmem. Fakat seneye benim tahminlerimin onlarınkinden daha çok tutacağından eminim.

Her şey bir tarafa, insanların gerçekten neye ihtiyaç duyduklarını bilmeleri önemlidir ve eğer günümüzde insanlar filozoflara inanmıyorlarsa ve filozoflar eski popülaritelerini yitirdilerse, söz konusu düşünce insanlarını Peygamberlerle mukayese etmek boşunadır. “Mucize yoktur ve hiç olmamıştır” sözü, eksik tümevarımın ötesinde spekülatif bir ithamdır ve psikanalitik olarak aslında mucizeyi talep etmenin bir dışavurumudur. Bir insan akıllı olduğunu ve geri kalanlar olarak da bizlerin aptal olduğumuzu iddia ediyorsa, en iyi ihtimalle yapabileceği, insanların zihinlerindeki mucize imajlarından hareketle eleştirel bir bağlam yaratabilmektir. Nitekim korku filmlerinin nasıl bir psikanalitik arka planla yaratıldığını açıklayamayanların mucizenin varlığı veya yokluğuyla ilgili söyleyebilecekleri hiçbir şey olamaz. Acı gibi bizzat bu dönemde tanık olduklarımız üzerine sebepler ve çözümler açısından konuşamayanların bizim hayatımızın dışındaki meseleler hakkında kafa yormaları ancak bir gevezelik olarak algılanmalıdır. Nitekim Sir Francis Bacon da “Novum Organum” adlı kitabında benzer bir teşhiste bulunmuş ve artık boşuna spekülasyon yapmaktan arınmak gerektiğini yazmıştı. İhtiyaçlarımız hakkında emek vererek, zihnini yorarak ve temennilerinden önce algıladıklarını paylaşarak bize konuşan dürüst insanlara ihtiyacımız vardır. Bunlar filozof olabilir, astrolog, kâhin, veli, hekim, politikacı veya din bilgini olabilir. Kim olursa olsun yaptığı işi önce kendi inanarak yapsın ve bizzat hayatında tecrübe etmediği ölçütleri birilerine yalan söylemek için kullanmasın. Hiçbirimiz vazgeçilmez değiliz ve en azından onuru konuşmaya hakkımızın olması için onu yaşamayı deneyebiliriz. Bileceğimiz ilk erdem ise şudur: Peygamberler dışında tarihte görece kusursuz ve sıra dışı farklar yaratan insanlar yaşamamıştır. Karşılaştığımız herkes sadece insandır, daha fazlası değildir.  

Ek: İlk yazım ve ikinci yazım, kurumsal kimlik (gelenekçilik), samimiyet, ilkelilik ve vefa duygusuna ilişkindi. Son zamanlarda yaşadıklarımızı yeniden o iki yazıyla birlikte değerlendirmenizi istirham ediyorum.

E-Posta: muhammetozdemir34@yahoo.com 

Bu yazı Muhammet Özdemir tarafından Felsefe - Sosyoloji kategorisine 03 Ocak 2014 Cuma tarihinde eklenmiş olup şimdiye kadar 1724 kez okunmuştur.

Yorumlar

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Eğer zaten üye iseniz üye girişi yapmak için tıklayınız.

Üye değilseniz hemen ücretsiz üye olmak için tıklayınız.

Yorum yok :(Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapmak istermisiniz

Yazarlarımız

Tümünü göster >>