DOLAR 32,3123 -0.01%
EURO 34,7297 -0.06%
ALTIN 2.421,90-0,05
BITCOIN 22810542,13%
Ankara
18°

AÇIK

04:56

İMSAK'A KALAN SÜRE

Banner 728x90
Banner 728x90
En Büyük İhmalimiz: İslami Eğitim I Röportaj

En Büyük İhmalimiz: İslami Eğitim I Röportaj

ABONE OL
25 Temmuz 2019 15:43
En Büyük İhmalimiz: İslami Eğitim I Röportaj
1

BEĞENDİM

ABONE OL

“Kurtuluş İstasyonunda Konuşmalar” beşinci röportaj… 

Röportaj: Esra Ekinci

Konuk: Hilal A.

Ey Rabbimiz, bize işimizde bir kurtuluş yolu hazırla*…

Sizi uzun bir röportaj bekliyor.Çünkü sorudan kısmadım. Çünkü, Dünya, öyle çok yönlü kuşatıyor ki bizleri, bu kuşatmayı kaldırmamız lâzım. Bu konuşmalar biraz da bunun çabası. Konuklarım çok kıymetli gençler. Genç demek ise hazine demektir. Şimdi gündem hazinelerimizin altın değerinde sözleri.

  • Kendini nasıl tanıtırsın?

Matematiği, çocukları, farklı dilleri öğrenmeyi ve farklı kültürleri tanımayı seven bir insane 🙂

  • “Arkadaş”ın senin için anlamı nedir ve arkadaş ortamlarını hangi kriterlere göre belirliyorsun?

Benim için halil, dava yoldaşı, bana bu dünyada Allah tarafından gönderilmiş sığınılacak bir liman, beraber çalışmalar yapabileceğim, doğru adımlar atıyorsam her şeyiyle destek olan yanlışımı gördüğü an ise bana çekidüzen verecek kişi, tabi ki inşallah karşılıklı olacak şekilde… Sanırım benim yakın arkadaş yani dost kriterlerim bunlar 🙂

  • Kendini Müslüman olarak tanımlayan gençlerin zaman zaman farklı eğilimlerle gündeme gelmesi ve bu durumların gündem yapılması hakkında ne düşünüyorsun?

Esra, kalbimi en çok inciten mevzulardan biri de bu. Yakınımdaki insanlarda bu tarz değişimleri gözlemlediğim için belki de.

Bu eğilimlerin bana göre başlıca sebepleri;

Sosyal medyada Müslüman gençlerin zihinlerinde sürekli, sanki İslam onları kısıtlıyor hayatlarını yaşamalarına engel oluyor gibi düşüncelerin oluşturulmaya çalışıldığı haberler, tesettürünü bırakan kızların neden böyle bir tercihte bulundukları yönünde röportajların yayınlanması , bu kızların kendilerini özgürleştirdikleri(!) hikayelerini paylaştıkları bloglar, zihni bulanık ve kararsız olan genç kızları , hicaplarını çıkartması yönünde teşvik edici sitelerin yer alması.

Yahut konuşma ortamı oluşturulabilen online oyunlarda, facebook gibi mecralarda yaşça büyük, yaptıkları işte gayet bilinçli abi, ablaların daha 11-16 yaş arasındaki gençleri deizme, ateizme sürükleyecek sohbetlerde bulunmaları.

İnstagramda gençlere sadece yiyip içip gezen hedefsiz,sorumluluklardan kaçan insanların hayatlarının cazip gösterilmesi…

Küfür tek millet deriz ya. Öyleler ve hep birlikte çalışmalarına hız kesmeden devam ediyorlar. Kendilerince başarı saydıkları örnekleri de gündem yapmaları en tabii şey değil mi? Gençlere ‘Bak senin yaşıtların, seni anlayan insanlar.. Onlar tercihlerini bu yönde yaptılar. Şimdi çok daha mutlular (!) özgürler, sen de onlar gibi olabilirsin’ mesajı veriyorlar. Ancak bir bilseler gerçek özgürlük, gerçek kurtuluş, bizlerin ellerindeki zincirleri kıracak, bizleri hayatımızdaki tüm köleliklerden azad edecek tek yol İslam.

Burada minik bir parantez açarak bu sorunun cevabını daha ümitvar bir şekilde sonlandırmak ve okuyuculara bir ricada bulunmak istiyorum. Sevgili gençler tüm bu yukarıda anlattıklarıma mukabil genç ufuk, karine gençlik, bitanidikblog, kafile (kırmızı asa), genç dergi gibi aktif iyilerin yer aldığı muhteşem gruplar da var. Biz bunları gündeme taşımalı, gündemi biz belirlemeliyiz. Gençlerin zihinlerine daha güzel tohumlar ekecek abi, ablalar bizler olmalıyız. Haydi gelin gençleri biz özgürleştirelim 🙂

  • Bugün, kendini Müslüman olarak tanımlayan gençlerin enerjisini sömüren ve kimi zaman da şahsiyetini hedef alan şeyler sence neler?

Biz iki sistem arasında sıkışmış gençleriz. Ailemizden aldığımız din anlayışı ve yaşayışı ile okullarda aldığımız eğitim ve arkadaş ortamı birbirinden çok farklı. Bizler hem Müslüman bir genç gibi yaşamak hem de sosyal olmak, aktivitelere katılmak ancak bunları harama bulaşmadan yapmak istiyoruz.

Hem İslami evlilikler gerçekleştirmek istiyor hem de ailelerin, çevrenin namaz kılmasa da olur, iyi olsun, kalbine bak sözleriyle muhattap kalıyoruz. Bizler hem teşhirciliğe karşı çıkıyoruz hem de sosyal medyada bunu yapan arkadaşlarımızın fotoğraflarını, paylaşımlarını likelıyoruz. Ne öyle ne de böyleyiz. Çünkü sosyal medya, bilgisayar oyunları, her türlü bağımlılıklar, bizlere örnek olarak gösterilen ateist bilim adamları! , filmlerde- dizilerde zihnimize empoze edilmeye çalışılan ideal yaşam tarzları bizim asıl aidiyet hissetmemiz gereken yerden uzaklaşmamıza sebep oluyor. İşte bunlar bizim güzel ahlak, sabır, azim, fedakarlık, zühd, sorumluluk bilinci, diğergamlık gibi Müslüman kimliğimizi oluşturan güzel hasletleri hedef tahtası haline getiren oklar.

  • Büyüklerin gençler ile iletişiminde hangi üslup ve içerikler yıpratıyor?

Benim zamanımda diye başlayan cümlelerin ve düşüncelerin gençler için yıpratıcı olduğunu düşünüyorum. Çünkü artık kuşak farkını 10 yıl değil 2-3 yaş farkı ile dahi yaşayabileceğimiz bir dönemdeyiz. Bu nedenle gençleri ve ihtiyaçlarını kendi gençliğimizi yaşadığımız zamana göre değil onların yaşadıkları çağa göre değerlendirmek gerekiyor. Bunu İslami olarak taviz vermek şeklinde değil tabi ki ancak helal daire içerisinde onlara daha farklı alternatifler sunabilmek ve yapmak istediklerine saygı duymak şeklinde yorumlamanızı istiyorum.

  • Bir genç olarak aile ve aile kurmak hakkında nedir düşüncen?

Aile deyince sizin aklınıza ne geliyor? Ben aile deyince anne ve baba olmayı düşünüyorum. İslam’da en yüce makama sahip iki rol. Bunu söylememin nedeni şu hadis. Peygamberimize (s.a.v) , Allah’ın (c.c) en sevdiği amelin hangisi olduğu soruluyor? Vaktinde kılınan namazdır diyor. Sonra hangi ibadet gelir deyince anne ve babaya iyilik, itaat etmek olduğunu söylüyor. Daha sonra da Allah yolunda cihat etmek. Buradan İslam’ın anne ve babaya, aileye ne kadar büyük bir değer biçtiğini anlayabiliriz aslında.

Yani benim için aile kurmak aslında güzel nesillerin yetişmesine vesile olacak bir anne olmanın ilk adımı. Ve bu ilk adımı kiminle attığımız, İslam toplumunun inşaasında ben değil biz olabileceğimiz dünya ve ahiretimize hayır getirecek kişileri hangi kriterler üzerinden seçeceğimiz de çok önemli.

Toplumun bize dayattığı meslek, güzellik, şaşalı bir düğün, dört dörtlük bir ev mi olacak seçimimiz yoksa İslam’ın tavsiyesi, peygamberin hayatı mı yön verecek bize?

Rabbim hepimize hayırlı insanlarla hayırlı yuvalar kurmayı nasip etsin.

  • Müslümanların sosyal hayattaki ilişkilerine, 10 üzerinden kaç verirsin? Hangi ahlâki değeri ıskaladığımızı düşünüyorsun? Ve en büyük ihmalimiz nedir?

Hangi ahlaki değerleri ıskalıyoruz? Bunun uzunca bir liste olacağını düşündüğüm için atlıyorum. Asıl üzerinde durmak istediğim kısım ihmalimiz nedir?

Öncelikle “İslam mükemmeldir, Müslümanlar değil.” hatırlatmasını yapıp öyle devam etmek istiyorum. Bizlerin eksiklikleri, hataları, masiyetleri yüzünden okların İslam’a çevrilmesini istemem.

Ben en büyük ihmalimizin islami eğitim olduğunu düşünüyorum. Çünkü İslam; komşuluğu, komşuları neredeyse birbirlerine mirasçı kılacak derecede önemseyen, bir yetimin başını okşamayı sadaka sayan, tebessüm etmeyi, selamı yaymayı sevaba dönüştüren, bırakın birbirimizi yüzyüze incitmeyi bir insanın arkasından konuşmayı dahi onun etini çiğnemeye benzeten, Müslüman kardeşimizi kendimizden önce düşünmeyi öğütleyen bir din. Hayatımızın her alanına güzel ahlakı yerleştirmeyi hedef edinmiş bir din.

Biz bu dinin içerisinde olup da hala ahlaki değerlerimiz sorgulanıyorsa, sosyal ilişkilerimizde eksiklikler görülüyorsa demek ki bu dinin öğretiminde bir şeyleri yanlış yapıyoruz. Biz bu dinin kalplere yerleştirilmesinde problem yaşıyoruz. Yüzeysel kalıyor öğretilerimiz. Bizlerin zihninde İslam’ın hayattan bağımsız olduğu algısı öyle bir yerleşmiş ki bizler İslam deyince imanın şartı, İslam’ın şartından başlayıp namazın içindeki- dışındaki farzlarla bitiriyoruz. Kur’an ahlakıyla ahlaklanan bir nesil değil de sadece oruç tutan, namaz kılan, hacca giden insanlar canlanıyor gözümüzde. Biz peygamberi metottaki ilk 10 yılı atlayıp direkt medine dönemine geçmeye kalktık. Akidemizi, inancımızı, Allah ve peygamber sevgimizi oturtmadan teorik bilgileri yüklendik. Bunun mağdurlarından biri de benim mesela 🙂 Ama düzeltmeye çabalıyorum inşallah. Bana dua et lütfen 🙂

  • “Bana göre” anlayışının artmasını ve eleştiriyi reddeden “sana ne”ci ve “bana ne”ci bu günlerimizi nasıl yorumluyorsun?

Nisa Suresi 119.ayet aklıma geldi Esra. Bu ayet kendisi gibi olmamız için şeytanın hangi adımları izleyeceğini anlatıyor diyebiliriz. Ben bunu Nouman Ali Khan’ın yorumuyla anlatmak istiyorum.

Şeytan birinci aşamada bizi saptıracağını, şaşırtacağını söylüyor. Bunu bir çok farklı yolla, bizleri gözlemleyerek, her birimizin kişiliğini, zayıflıklarını tespit ederek yapıyor. Günahları küçük göstererek yapabilir mesela. Bir kerelik yapsam bir şey olmaz nasıl olsa Allah affeder diyerek. Ya da sen zaten günahkarsın şimdi ne yaparsan yap affedilmeyeceksin zaten, tamamen eğlenmene bak diyerek.

İkinci aşamada bize boş kuruntulara kaptıracak, gerçek olmayacak, boş umutlarla dolduracak içimizi. Bir vakit namazı kaçırdın sadece önemli değil, gıybet yaptın ama onlar da hakettiler bunu zaten dedirtecek. Günahlarımızı boş umutlarla hafifletmeye çalışacağız. Kendine çok yüklenme, olabilir böyle şeyler diyeceğiz.Hem bu yaptığım şey beni mutlu ediyor. Yapmamda bir sakınca yok diyeceğiz.

Tüm bunları kabullendikten sonra şeytan son saldırısını yapacak. Bize emredecek. Artık tavsiye verme, kuruntuya sokma yok direkt ne yapman gerektiğini söyleme var. İşte tam burada istediğimizi yapmak için her şeyi feda etme noktasına geldiğimizde “umrumda değil”, “her neyse” , “benim düşüncem”, “bana göre böyle” cümleleri bizim cümlelerimiz olacak. Burada artık bizlerin istekleri, heva ve hevesleri Allah’ınkilerden daha büyük olacak. Yani tüm bu bana görecilikte, sananecilikte şeytanın vasıfları olan kendi nefsinin isteklerine tabi olma var diyebiliriz.

Düşünsene Esra, şeytan Allah’ı, melekleri, cenneti, cehennemi gördüğü halde Allah’a karşı geldi. Bunun nedeni kibir ve gurur, ben varım diyerek ön plana çıkma arzusu. Şu an herkeste farklı olma, kendini teşhir etme, övülme isteği, kendini yüceltme hastalığı var. Ne kadar like aldım, kaç takipçim var buhranları geçiriyor gençler. Tek yaşama, birlikten kaçıp bireyselliğe yönelme, bencilleşme var. Tüm bunlar insanı çevresinde olup bitene duyarsız hale gelmeye bananeciliğe iten şeyler değil mi?

  • 28 Şubat gibi dönemleri yaşamış ve kamusal alanda var olmak konusunda mağduriyetler yaşamış bedel ödemiş Türkiyeli Müslümanların bugün, hayat standartları ve sahip oldukları imkânları göz önünde bulundurduğunda, kamusal alanda var olma deneyimlerini nasıl yorumluyorsun?

Müslümanlar şu an sahip oldukları imkanlara mukabil yaptıklarıyla çok fena sorguya çekilecekler. İnşallah bu güruhtan olmam diye dua ediyorum.

Ben 28 şubat dönemini lisede başım açık okuyarak, üniversitemin kapısına gidip oradan geri dönerek yaşadım. Bir süre sonra üniversitelerde örtülü olma imkanı olsa da bu kez mezun olduğumda kamuda başörtüsü yasağı nedeniyle işe başlayamadım. Bu süre benim için Allah’a şükürler olsun çalışma hayatından çok daha bereketli ve dolu dolu geçti ancak sonuçta ortada bir yasak vardı. Yasak kalktıktan sonra KPSS’ye girip güzel bir imamhatip ortaokulunda öğretmenliğe başladım. Ama asıl şok benim için o zaman başladı. Sen de bilirsin bizim üst devrelerimiz, çevremizdeki Müslüman abi ablalarımız mücadele ruhu taşıyordu ve bir amaçları vardı. Sürekli hareket halindeydiler. (Hala öyle insanlar tabi ki var Allah onlardan razı olsun.)

Şunun altını çizeyim. İslami olarak hassasiyet taşımayan insanlar çok mu iyi? Çok mu dürüst? Hayır. Çok mu çalışkan? Hayır. Ama burada en azından sözlü olarak bir davası olduğunu iddia edenlerden bahsediyoruz . Ve şu an bu grup sanki başörtüsü yasağı kalkınca, kamuda çalışabilince tüm özgürlüklerimizi elde etmiş gibi bir havaya girdi. Sanki tüm davaları buydu ve görevleri tamamlandı gibi davranmaya başladı. Hepimizin üzerinde bir atalet, rahatlık var. Çok basit bir örnek vereceğim Esra. İmam hatip proje okulları açıldı. Hem inançlı hem de bu ülkeye katkı sağlayacak donanımlı nesiller için. Bu ne kadar muhteşem bir fırsat bir bilinse. O kadar güzel imkanlar sunuluyor ki gençlere. Ancak bu okullarda çalışması için teklif götürülen çok kıymetli insanlar çalışma şartları çok yoğun, kendimi yoramam diyerek reddediyor. Bizim amacımız neydi ne olduk? Ne zaman bu kadar rehavete, dünyaya düştük?

Şu an birçok Müslüman ailenin gelir düzeyi, çalışma şartları iyileşti. Bunun, bizleri Allah için daha aktif olmaya ve daha çok çalışmaya yönlendirmesi gerekirken; daha çok gezmelere, tatile islami! otellere gitmeye; harcamalarda israfa, infakta sıfıra itti. Mülakatlarda adam bulup işe girmeye, liyakatsiz insanları yakını diye göreve getirmeye, zulmedeni, haksızı yandaşımız diye savunmaya itti. Kısacası Esra biz bu konuda sınıfta kaldık.

  • Müslümanların sivil kalma becerilerini ve siyaset ile ilişki biçimlerini nasıl değerlendiriyorsun?

Sivil kalmaktan kastım ne bunu açmak istiyorum biraz. Sessiz kalmak değil, tarafsız kalmak da değil.. O veya bu partiye körü körüne bağlanmamak bence sivil kalabilmek. Luzümsuz değil tabi ki ancak gerekli mevzularda kararlı bir muhalefet olabilmek, siyasilerin yanlışlarına sadece kızmak yerine doğru bir alternatifler sunabilmek. Çünkü siyasetin içindekiler zaten gözlerini makam denilen bir bez parçası ile kapatmışlar. Onlar göremiyorsa/ görmek istemiyorsa biz siviller öncü olmalıyız trenin doğru rayda ilerleyebilmesi için.

Peki bizler sivil kalabiliyor muyuz? Bence kesinlikle hayır. Çünkü şu an Türkiye’de particilik, hangi siyasi görüşü desteklediğin senin Allah muhafaza inancınmış gibi bir muamele görüyor. Sanki destekledikleri parti asla hata yapamazmış gibi tüm eleştiri kapıları kapatılıyor ve sistemi, herhangi bir partiyi eleştirenler çok ciddi eleştirilere, suçlamalara maruz kalıyorlar.

Mini bir not : Mehmet Lütfi Arslan’ın sivillere seslendiği çok hoş bir yazısı var. İmkanınız varsa okumanızı tavsiye ederim. Belki Esra buraya linkini bırakır 🙂

https://m.facebook.com/mehmetlutfiarslan/posts/10155818065199634

  • Kelimelerini dediğimde aklına gelen ilk kelime?

cemaat: fetö

radikal: sert

modern: ılımlı

terör: israil

fıtrat: aslolan

istişare: doğru karar

bereket: çocuklar

küresel: bozulma

şehadet: özgürlük

konfor: rahatsızlık

itidal: orta yol

teşhir: sosyal medya

moda: kapitalizm

teslimiyet: tevekkül

kariyer: ilerleme

  • Muhammed İkbal “Müslümanlardan kaçın Müslümanlığa sığının” der. Sence de İslam’ın bir temsil sorunu var mı? Cevabın evet ise tesir eden bir temsil nasıl gerçekleşecek?

Temsil sorunumuz maalesef var. Temsil sorununu aşabilmenin tek yolu İslamı pratiğe dökecek bir neslin yetişmesi. Ve bu hemen gerçekleşebilecek kısa vadeli bir hedef değil maalesef. Oturup Hasan el-Benna gibi Kur’an ve sünnet rehberimiz olacak şekilde uzun soluklu bir plan yapmamız gerekiyor. Ve bu planda öncelik akide problemi olmalı diye düşünüyorum. Çünkü sonrasında yavaş yavaş tedrici olarak islami kurallara riayet eden bir nesil zaten gelecektir.

  • Müslümanlar birbirinden neden kopuk? Bir olamayışımızı, vahdetin gerçekleşememesini neye bağlıyorsun? Nasıl “bir” olabileceğiz?

Aklıma Afganistan’ın durumu geldi Esra. Afganistan’da yaşayan etnik gruplar şu şekilde: Peştunlar, Kırgızlar, Özbekler, Hazariler, Tacikler, Türkmenler, Aymaklar, Paşailer, Pamiriler… Yani farklı kültürlere, dillere sahip Müslümanların bir araya gelerek oluşturdukları muhteşem bir etnisite çeşitliliğine sahip.

Amerika 2001 yılında 11 Eylül’ü bahane ederek Afganistan’a girmişti. Orada savaşan mücahidlerden ve halktan Allah razı olsun 17 yıllık bir süreçte Amerika bir ilerleme kaydedemedi ve çok ciddi zayiatlar verdi elhamdulillah. Ancak sonraki süreç içler acısı. Hala Afganistan’da tam bir birlik sağlanabilmiş değil. Türkiye’ye gelen Afgan arkadaşlarla konuştuğumda kendi aralarındaki anlaşmazlığı çok net görebiliyorum. Ama o Özbek.. Ama o Kırgız.. Ama o Hazari.. Farklılıkları onlara renk katması gerekirken zihinlerine ve kalplerine sınırlar çekmelerine neden olmuş.

Bizim birlik olamayışımızın sebebi Ürdünlü bir arkadaş söylerdi hep : Leyse minna = Bizden değil anlayışı.

Bizim birlik olamayışımızın sebebi hala ırka, dile, renge takılıp üstünlüğün ancak takvada olduğunu unutmak.

Bizim birlik olamayışımızın sebebi evet, o Müslüman kardeşim diyememek.

Bizim birlik olamayışımızın sebebi Ensar ve Muhacirin kardeşliğini tarihten bir notmuş gibi okumada bırakmak. Ülkemize gelen Suriyelilere bazı Müslüman kardeşlerimizin muamelesini ve söylemlerini düşünürsek bunu daha iyi idrak edebiliriz..

Ne zaman İslami olmayan sistemlerin çizdiği kara sınırlarını kafamızdan atar, İslam’ın Müslümanları tek bir millet, tek bir ümmet yaptığını kabul edersek o zaman birlik olabileceğiz diye düşünüyorum.

  • İslam coğrafyaları ile tanışıklığı nasıl artırabiliriz?

Bu tatlı soru aklıma Sevde SEVAN hanımefendiyi getirdi 🙂 Tanzanya’da eşiyle birlikte çok güzel işler başaran koca yürekli insan. Sosyal medyayı iyiliğe sevk ve teşvik amaçlı kullananlardan 🙂 Bize hoş bir örnek teşkil ediyor aslında.Bu birinci yolumuz olabilir. Söyleyeceğim Ikinci yol ise bana bir abiyi hatırlattı 🙂 kendisi eşiyle birlikte Bosna’ya yerleşmiş.Orada dejenere olan neslin kalbinde İslamiyet’in tekrar diriltilmesi için çalışmalar yapıyor ve özellikle Türkiye’deki Müslümanların Balkanlara gitmesi gerektiğini, oraları sahipsiz bırakmamamızı söylüyor. Üçüncü yol tabi ki kitaplar 🙂 Adem Özköse’nin farklı ülkelerden Müslüman kardeşlerimizle yaptığı röportajlar olabilir mesela.

  • Dünya, Müslümanları neden “tiye almıyor”?

Senin tiye almaktan kastının dünyada, Müslümanların neden bir güç olarak kabul edilmediği daha doğrusu dünyaya yön veren güç dengeleri içerisinde yer almadığı şeklinde olduğunu düşünerek cevaplayacağım. Çünkü bizim onlar tarafından tiye alınmaya, önemsenmeye ihtiyacımız yok. Biz onlardan olmadıkça zaten bizi kabul etmeyecekler.

Dünya gözünde biz nasılız? Daha kendi içerisinde ayrılıklar yaşayan, iç savaşla uğraşan devletler, Müslüman kardeşleri hakkında muhbirlik yaparak para kazanan, benim ırkımdan değil diye kız vermeyen, benim cemaatimden değil diye işe almayan, benim mezhebimden değil diye ötekileştiren toplumlar… Bu nedenle şu an maalesef ortada ciddiye alınacak, sözü dinlenip saygı gösterilecek bir Müslüman birliği yok…

  • Müslümanların sosyal medya imtihanı… Teşhir konusundaki sınavı nasıl görüyorsun?

Sosyal medya ile imtihanımızın iki türlü olduğunu düşünüyorum.Birincisi takipçi ikincisi paylaşımcı olarak. Öncelikle tabi ki sosyal medyayı abartmadan, çok içine düşmeden sadece daha büyük kitlelere güzel paylaşımlarını ulaştırmak için kullanan insanlar var. Ancak işin imtihan boyutunu düşünürsek şu an yapılan bir çok araştırma face, inst, snapchat, twitter… hangisi olursa olsun 20 dakikadan fazla geçirilen zamanın stres atmak yerine daha fazla strese sebep olduğunu, ruh halimizi ciddi anlamda negatif etkilediğini hatta anksite, depresyon gibi ciddi rahatsızlıklara yol açabileceğini söylüyor. Sosyal medya bağımlılığının uyuşturucu ve alkolden daha kötü olduğu dahi söyleniyor. Eğer sosyal medya takipçisi iseniz bunlar zaten sıkıntı.

Ancak bunun dışında bir de işin İslami yönü var ki o da hem malayani, boş işlerde vakit geçirmemiz hem de artık insanların hem kendilerini hem hayatlarını teşhir ettikleri paylaşımlara maruz kalmamız ya da paylaşımcı olarak teşhir edenlerden olmamız.

Benim ricam paylaşım yaparken şunu düşünmemiz; bunu paylaşmam gerekli mi? Paylaşırken benim ya da çevremdekiler için ne tür bir fayda sağlayacak?

  • Medya, yeryüzündeki zulüm ve adaletsizlikleri neden olduğu gibi göstermiyor ya da belli zamanlarda görünür kılıyor olabilir? Medyanın algıda seçiciliği hakkında ne düşünüyorsun?

Medya ve haberler deyince aklıma hep Hucurat suresi 6.ayet geliyor. “Eğer yoldan çıkmış biri size bir haber getirirse onun iç yüzünü araştırın, yoksa bilmeden bir millete fenalık edersiniz de sonra ettiğinize pişman olursunuz” Kısa ve net. Şu an dünya medyasının kimlerin elinde olduğunu az çok biliyoruz. Bu nedenle onların kendi zulümlerini göstermemeleri yahut bir süreliğine dikkatleri farklı bir yöne çekme amacıyla tabi ki yine dürüstlükten uzak habercilik anlayışına sahip olmaları şaşılacak bir şey değil diye düşünüyorum.

  • İsmail L. Çakan bey sinemanın amacını, “bir gönlün İslam ile aydınlatılmasına vesile olmak” der. Bu anlamda düşündüğümüzde Müslümanlar sinemayı bir tebliğ aracı olarak kullanabiliyor mu, neler söylemek istersin?

Benim izlediğim İslami , tebliğ aracı olarak nitelendirebildiğim film sayısı çok ama çok az. Çağrı, Ömer Muhtar gibi belki 50 kez izlediğimiz :))) muhteşem yapımlar var ve senin de bildiğin üzere Amerikalı Mustafa Akkad’ın yönetmenliğinde olan filmler bunlar.

Başka hatrıma gelen lise döneminde izlediğim Mesut Uçakan’ın olması lazım, görüntü kalitesi bizim nesil için cezbedici olmayan ama içeriğinden çok etkilendiğim “Kelebekler Sonsuza Uçar (İskilipli Atıf Hoca), Bize Nasıl Kıydınız? , Reis Bey” gibi filmler. Ancak dediğim gibi şu an bize, bizim nesle hitap edecek filmler değil artık.

Geri kalan kısımsa genelde İran asıllı olan ve içinde oldukça sağlıksız bilgilerin ve fikirlerin yer aldığı yapımlar ki bunların bizlerin İslam ile aydınlatılmasına vesile olmak yerine yanlış bir İslam algısı oluşturmamıza bile sebep olabilir.

Kısaca, gördüğün üzere, hem film sektöründe hem de çocukları düşününce çizgi film sektöründe, Müslümanlar çok zayıf kalıyor. Çizgi film demişken yapılan çizgi filmleri incelersen eğer hepsinin içerisinde bir büyü, bir olağanüstü hal, kötülerden kurtulmak için yapılan sihirler… görebilirsin. Bunların da içeriği baştan sona gözden geçirilip revize edilmeli..

  • Sınırlarımıza sadık kalarak sınırları olmayan bu dünyada nasıl ayakta kalabiliriz?

Birincisi tanımak. Allah’ı tanımak. Onun sevdiklerini , sevdiği amelleri tanımak. O amellerle iştigal etmek. Kendi sınırlarımızın içerisinde ne olduğunu tanımak ve ona göre hareket etmek. Bu kalbimizi diri tutacaktır.

İkincisi yaklaşmamak. Allah’ın sevmediklerine ve razı olmayacağı işlere yaklaşmamak.

  • Dünya başımızı döndürecek kadar bizi etkisi altına almış iken, başımız dönmeden duruşumuzu nasıl sergileyebiliriz?

Aslında bu soruya cevabım senin sorularından birinden alıntı olacak 🙂 Bana göre dememek… İslam’ın bana göre, bence dini olmadığını bilmek ve ona göre hareket etmek. Bananeci tavırlarla kendimizi İslam dünyasından, müslümanlardan soyutlamamak. Sananeci tavırlarla kendi yanlışlarımızı görmemeyi, eleştirilere, istişareye kapalı bir tavır sergilemeyi bırakmak.

  • Senin için güzel birer örnek olan üç kişi?

-Evde elinden kitabı düşürmeyen, bana da sana hediye aldım diyerek bazen bir öğretmenin hayatını anlatan bazen matematiğin aydınlık dünyasından 🙂 bahseden kitaplar alan babam ve ne zaman yanına gitsem ya arapça haber dinleyen ya da bir metni çevirmeye çalışan annem

– Dr.Fadıl Salih es-Samerrai

– Nouman Ali Khan

  • 21. yüzyılı yaşayan biri olarak seni, ne öfkelendiriyor?

Tüm gelişmelere rağmen, hala kainat kitabını doğru okuyamamak. Kitabın kaç sayfa olduğunu, kalınlığını, genişliğini, kaç gram mürekkep kullanıldığını, hangi harften kaç tane olduğunu tespit edip kitabın mesajına kayıtsız kalmak.

  • Okuduğun bir kitap ismi ve altını çizdiğin bir satır?

Dirilt Kalbini – Nouman Ali Khan

“Birbirimizin kusurunu bulmaya çalışma derdi ile o kadar meşgulüz ki, güzel şeyleri paylaşmaya zaman kalmıyor”

  • En büyük hayalin nedir?

Bu dünyada 🙂 kendi okulumu kurmak 🙂

  • Gençken yapılacak 2 şey?

Kur’an’ı ezberlemek (Her ezberlenen surenin meal ya da tefsirinin de okunması şartıyla)

Farklı ülkelere giderek Allah’ın ayeti olan farklı renkteki ve dildeki insanlarla vakit geçirmek.

  • “Huzur keşke dememektir” diye bir söz var. Öldükten sonra “keşke” dememek için bir genç olarak nelere dikkat etmeye çalışıyorsun?

Sanırım içi güzel kendi güzel insanlarla bir arada kalmaya ve sürekli yeni şeyler öğrenip uygulamaya çalışıyorum. Nefsimle, kendimle konuşmalar yapıyor kendime sık sık “ Kişi nasıl yaşarsa o hal üzere ölür. Hazır gençken, Allah sana bu fırsatı vermişken çokça ibadet et, çokça oku ve uyguladıklarını paylaş” diyorum. Öğretmen olarak öğrencilerime güzel ahlakı temsil eden biri olmak için çabalıyorum. ‘Çabalıyorum’u koyu fontlarda yazabilirsin :)))) Müslümanların yaptıkları her işte, hayatta aldığı her rolde (anne, çocuk, öğretmen, hala,teyze…) en iyisi olmak için çaba sarfetmeleri gerektiğini göstermeye çalışıyorum.

Umarım keşke demeyenlerden oluruz Esra. Bana bu fırsatı sunduğun ve bu muhteşem sorunlarla zihnimi ve kalbimi meşgul ettiğin için Allah razı olsun. Seni Allah için seviyorum 🙂

Esra’nın notu: Hilal ablama, muhtaç olduğumuz güzel ahlaklı nesilleri yetiştirecek gayret, sabır ve öncü bir ruh; Allah’ın kıymetli kullarından olmasına delil, hayırlı uzun bir ömür dilerim. 

*”Hani o genç yiğitler mağaraya sığınıp:’Ey Rabbimiz! Bize tarafından bir rahmet ver ve işimizde bizim için bir kurtuluş yolu (ve başarı) hazırla’ demişlerdi.” 

(Kehf Suresi, 10)

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.
Tüm Yorumlar (1)
  • Ayşenur

    Çok değerli Hilal Hocam Rabbim umud ettiğiniz hayırlı işlerde önünüzü açsın.Allah için sizi çok seviyorum.


HIZLI YORUM YAP
İstanbul escort Samsun escort Mersin escort Eskişehir escort