DOLAR 32,3758 0.19%
EURO 34,8558 0.19%
ALTIN 2.409,550,12
BITCOIN 21832110,25%
Ankara
28°

AÇIK

13:09

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

Banner 728x90
Banner 728x90
Filozofların Zaman Algısı ( Aristoteles, Augustinus ve Kindi )

Filozofların Zaman Algısı ( Aristoteles, Augustinus ve Kindi )

ABONE OL
25 Mayıs 2017 22:31
Filozofların Zaman Algısı ( Aristoteles, Augustinus ve Kindi )
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Zaman kavramı bir çok düşünür tarafından konu edinilmiş bir alandır. Zaman denilince  madde, hareket ve süre işin içine girmekte ve bunların öncelik sonralık problemi ortaya çıkmaktadır. Çünkü madde olmadan bir hareket gerçekleşmeyeceği gibi hareket olmadan süre, süre olmadan da zaman ortaya çıkamaz. Bu süreçler ancak insan ile anlam kazanmış ve bilince konu olmuştur. Ama zaman en çok filozofların araştırma konusu olmuş ve ta ilkçağdan günümüze kadar zaman varlık ve ilk felsefe olarak adlandırılan metafiziğin vazgeçilmez alt başlıklarından biri haline gelmiştir. Şimdi bu filozofların belli başlılarından birkaçının zaman görüşünü ele alalım.

İlkçağ zaman anlayışıyla Ortaçağ zaman anlayışı birbirinden oldukça farklıdır. İlkçağ’da Aristoteles, Ortaçağda Augustinus zaman konusundaki görüşleri açısından öne çıkan filozoflardandır. İlkçağ’da bilindiği üzere  bir yoktan yaratım fikri yoktu ve Tanrı yalnızca var olan formsuz maddeye şekil veren bir  Usta Tanrı  idi. Ortaçağda ise Hıristiyanlığın etkisiyle yoktan yaratım fikri benimsenmiş oldu. Buna göre, Tanrı evreni yoktan yaratmıştı. Yaratma kavramı bağlamında zaman anlayışına baktığımızda karşımıza bir problem çıkar. Tanrı evreni yaratmadan önce ne yapıyordu? Burada Aristoteles ile Augustinus ‘un zaman anlayışlarını karşılaştırarak ve fazla derine inmeden İlkçağ ile ortaçağın zaman anlayışlarını kısaca açıklamaya ve zaman ile ilgili ortaya çıkan problemlere nasıl çözümler ürettiklerini ele almaya çalışacağım.

İlkçağ düşünürü olan Aristoteles’in zaman anlayışı değişim ya da devinimle doğrudan ilgilidir. Her şeyin sabit kaldığı ve bir değişimin olmadığı yerde bir zamandan bahsetmek mümkün müdür? Aristoteles de zamanı anlayabilmek için zaman ve şimdiki an arasındaki bağlantıya bakmak gerekir. Aristoteles ‘in zaman görüşü şimdiki an üzerine kurulu gibidir. Zaman hepten yok mudur ya da ele avuca sığmaz kaygan bir şey midir? Zamanın bir parçası var olmuştur ama o şu an var değildir. Gelecekteki parçası da ileride var olacaktır. Yani o henüz mevcut değildir.  Zaman parçalanabilir parçalarından biri olup bitmiş, diğeri de henüz var olmamıştır. Şimdiki an ise zamanın bir parçası değildir. Çünkü parçanın bir ölçüsü vardır, bütünün parçalardan  kurulması gerekir. Oysa zaman şimdiki anlardan bir araya gelmiş gibi görünmüyor. Şimdiki an geçmiş ile geleceği ayırır.

Aristoteles zamanın değişim olmadığını söyler. Çünkü ona göre değişim her yerde aynı değildir. Fakat zaman değişimden de bağımsızda değildir. Değişim bazı yerlerde hızlı bazı yerlerde de yavaştır. Oysa zamana baktığımızda böyle bir şeyden söz etmek olanaksızdır. Zaman her yerde aynıdır. Zaman hızlı veya yavaş değildir, az zaman veya çok zamandan bahsedebiliriz ama bu da göreli olur. Zaman değişimden bağımsız değildir. Çünkü değişimin olmadığı bir yerde zamandan bahsetmemiz olanaksızdır.  İnsan değişimin farkında olmadan zamanında farkında olamaz.

Zaman, değişim ve insana birlikte bakalım. Anne karnında başlayan yaşam sürecinin bazı evreleri vardır. Bu evreler; embriyo, fetus, bebeklik, çocukluk, gençlik, yetişkinlik, yaşlılık ve ölüm gibi evrelerden oluşur. Bu evrelerin her birisinde bir değişimin bir gelişimin olmadığını farz edelim. O zaman bütün bu evreler, durağan bir şey olarak kalır. Örneğin bir embriyo evresinde ise embriyo, çocukluk evresindeyse çocuk vs. Dolayısıyla zaman bir değişim değil fakat değişimle bire bir ilgilidir. Değişime insan bağlamında bakarsak zamanın insan ile anlam kazandığını görebiliriz. Çünkü diğer canlılarda zaman kavramı diye bir şeyden söz edilemez. Olsa olsa sadece “an” vardır. Şimdi konuya bazı önemli filozofların gözüyle bakalım.

Aristoteles’in zaman görüşünü anlayabilmek için zaman ile şimdiki an arsındaki ilişkiye bakmak gerekir. Zaman şimdiki an aracılığıyla fark edilebilir. Nasıl ki bir devinim devinen nesne aracılığıyla bilinebiliyorsa zaman da şimdiki an aracılığıyla fark edilebilir. Aristoteles, zaman olmazsa şimdiki an, şimdiki an olmazsa zaman olanaksızdır, derken bunu kasteder. Demek ki zamanı yaratan anların toplamıdır. Zamanı geçmiş, gelecek ve şimdiki an gibi parçalara bölersek bu parçaları birbirine bağlayan bir şeyin olması gerekir. Bunu da Aristoteles şimdiki an olarak görür. Şimdiki an’ı geçmişin sınırı geleceğin başlangıcı olarak görür. Zaman düşüncelerimizdeki ardı ardına geliş bilincine ve tecrübe ettiğimiz olaylar arsındaki farklılık olgusuna karşılık gelir. Bir ard ardalığın ve tecrübe edilen olaylar arasında bir farklılık bir değişim olmadığında bir zamandan bahsetmek olanaklı mıdır?  Hiçbir değişimin farkında olmadığımızda zamanın farkında olabilir miyiz?

Ortaçağın önemli temsilcilerinden olan Augustinus’un zaman anlayışına baktığımızda Hıristiyanlığın etkisiyle ortaçağın hâkim düşüncesi olan yoktan yaratım fikrinin zaman anlayışı üzerinde etkili olduğunu söyleyebiliriz. Her dönemin hakim olan düşünce yapısı o dönemin düşünce adamlarını etkilediği bilinen bir gerçektir. Dönemin hakim anlayışı düşünürleri etkilemiştir, tabi ki düşünce adamları da dönemin düşünce yapısı üzerinde  etkili olabilmiştir. Augustinus’un da içinde bulunduğu dönemin varlık konusundaki hakim düşünce yapısı yoktan yaratım fikriydi. Zaman ve varlıkta birbiriyle ilişkili olduğundan bunun Augustinus’un zaman görüşü üzerine etkide bulunduğunu söyleyebiliriz.

Augustinus’a göre her şeyin yaratıcısı Tanrı’dır. Zaman da bu yaratılanlar arasında yer alır. Her şeyin yaratıcısı olarak Tanrı görülüyorsa bu yaratım gerçekleşmezden önce Tanrı ne yapıyordu? Şeklinde sorulan bir soru Augustinus’a göre saçma bir sorudur. Yukarda da değindiğimiz gibi Tanrı evreni yoktan yaratmıştır, zaman da bu yaratılanlardan bir tanesidir. Haliyle zaman yaratılmazdan önce bir zamandan bahsetmek olanaksızdır. Tanrı yeri ve göğü yaratmadan önce hiçbir şey yapmıyordu, çünkü bu yaptığı yaratmadan başka ne olabilirdi. Her şeyin yaratıcısı olan Tanrı bütün zamanların öncesi ve ötesindedir, ezeli ve ebedidir.

Zaman değişmeyle kendini belli eder. Her şey değişmeden kalabilseydi zaman diye bir şey olmayacaktı. Zamanın geçmiş, gelecek ve şimdiki zaman olmak üzere üç boyutlu olduğunu biliyoruz. Ancak; Geçmiş zaman geçmiş olduğu için, gelecek zaman da henüz gelmediğine göre bu nasıl bir vardır? Diye sorabiliriz.  Şimdiki zaman hep şimdi olsaydı, gelecekte kaybolmasaydı, o zaman da zaman olmaktan çıkar ebediyet olurdu. Gelecek ve geçmiş varsa, nerede onlar? Eğer her neredeyseler onlar geçmiş ve gelecek olarak değil şimdiki zaman olarak vardırlar. Öyleyse gerçekte var olan gelecek değil şimdiki zamandır. Geçmiş ve gelecek zamana ilişkin olarak ‘uzun zaman ‘ ve ‘kısa zamandan’ söz ediyoruz. Pekiyi, olmayan bir şey nasıl uzun veya kısa zaman olarak nitelendirilebiliyor? Geçmiş zaman geçmişte kaldığı için, gelecek zaman da henüz gelmediğine göre geriye bir tek şimdiki zaman kalıyor, şimdiki zamana baktığımızda da o bize çok uzun bir zaman olarak gözükebiliyor. Fakat görüldüğü gibi o kadar uzun bir zaman değildir. Çünkü Augustinus şimdiki zamanı dakikaya hatta dakikayı da parçalara bölebileceğimizi ve bu şekilde şimdiki zamanın o kadar uzun bir zaman olmadığını ifade etmiştir.

Zamanın bilincine varabilmek için bir şeylerin akıp gitmesi gerekir. Geçmiş ve gelecek nerede diye sorulduğun da Augustinus oldukları yerde şimdiki zaman olarak vardırlar diye cevap veriyor. Bu üç zaman insan zihnindedir aksi takdirde biz onun farkına varamazdık. Ona göre zaman aklın veya ruhun bir ürünüdür. Varolan ve şimdiki zamanda bulunan şeylerden öndeyide bulunarak gelecek hakkında bir şeyler söylenebilir. Augustinus, zamanın aklın bir ürünü olduğunu söyler ,ölçtüğümüz şey belleğimizde iz bırakan şeydir. Tanrı evrenle birlikte zamanı da yoktan yaratmıştır. Yaratımdan önce bir zamandan bahsetmek saçmadır.

İnsanın bakış açısı zamansaldır. Dolayısıyla zaman insanın bakış açısına ait bir şeydir. Geçmiştekilere ilişkin şimdiki zaman bir anı, şimdikilere ilişkin şimdiki zaman bir anlık görür. Gelecektekilere iliklin şimdiki zaman da beklenti olarak vardır. Augustinus’un zaman anlayışına baktığımızda birinci olarak karşımıza Tanrı’nın ebediliği çıkar. İkinci olarak Tanrı’nın dünyayı belli bir zaman noktasında yarattığıdır. Zamanın dünyadan ayrı bir gerçekliği yoktur çünkü zaman dünya ile aynı anda yaratılmıştır.

Sonuç olarak da ilk çağ ve orta çağda hakim görüşleri olan filozoflardan Aristoteles ve Augustinus ‘un zaman görüşlerine fazla derine inmeden yüzeysel bir şekilde değindik. Yukarda da belirtildiği gibi dönemin hakim dünya görüşü bireyi her zaman etkilemiştir. Bilindiği üzere ilkçağın zaman anlayışı döngüseldir, ortaçağın ise yaratım fikrinden yola çıkarak çizgisel bir zaman anlayışına sahip olduğunu görebiliriz. Aristoteles zamanı, öncelik ve sonralığa göre hareketin sayısı olarak tanımlar. Bunun yanında zaman zorunlu olarak süreklidir, çünkü böyle olmadığı taktirde önce ve sonra kavramları olanaksız hale gelir, zaman süreklidir, sürekli olan bir şey devinime ait olan bir şeydir. Aristoteles’de zaman mutlaktır ve iki olay arasındaki zaman aralığını ölçebiliriz. İlkçağda olduğu gibi Aristoteles’in de zaman anlayışı döngüseldir, dolayısıyla zamanın onda sonsuz –sınırsız olduğunu söyleyebiliriz.

Augustinus’a göre de zaman özneldir ve ölçülebilen şey veya akılda kalan izlenimdir. Zaman akılda ölçülür çünkü geçip giden şeylerin sadece akılda izlenimleri kalır. Zamanı ölçerken işte bu izlenimleri ölçüyoruz. Tanrı yeri ve göğü yarattığında işte bu zamanı da yarattığı için, zamanın bir başlangıcı vardır; dolayısıyla orta çağda olduğu gibi Augustinus’ta da zaman çizgisel ve sonludur. Yunan ve Hıristiyan düşünürlerinden birer örnek ile zamana ilişkin dönemin hakim düşünce anlayışını size aktarmaya çalıştım. Şimdi İslam düşünürlerinden olan el Kindi’nin zaman görüşüne bir bakalım.

Zaman, hareket ve cisim hakkında ki görüşlerini birlikte ele alan İslam filozoflarımızdan biri olan el Kindi’nin de zaman, hareket ve cisim hakkında önemli görüşleri vardır. Hatta ilkçağ ve Ortaçağ Batı filozoflarına göre El-Kindinin zaman görüşü daha duru ve makuldür. Bilindiği üzere İslam düşünürleri  antik yunan düşünürlerinden etkilenmişler ise de ona İslam düşüncesinin ve doğu görüşünün kendine mahsus renklerini katmaktan geri durmamışlardır. Yukarda değindiğimiz gibi Aristoteles, zamanın mahiyeti ve zamanın varlığı gibi problemlere çözümler getirmeye çalıştığını görmüştük.  Burada da Kindi’nin zaman hakkındaki görüşlerine aynı perspektiften bakalım.

Zaman ve hareket sonludur. Zaman bir başlangıcı ve sonu olan bir niceliktir, sonsuz bir zamandan bahsetmek mümkün değildir. Niceliğin varlığı cismin varlığına bağlıdır. Mekan, zaman ve cismin varlığı hareketin varlığıyla anlaşılır. Cisim’de bir değişim olmadan hareketin varlığından bahsedemeyiz. Zamanı da o hareket esnasında geçen süreç meydana getirir. Cisim sonlu bir varlık olduğuna göre cisme bağlı olan her şey sonludur. Alem sonlu ise zamanın sonsuzluğundan bahsedilemez.

Cisim zaman ve hareket arasındaki ilişkiye bakarak zamanı alemin varoluş süreci olarak tanımlayabiliriz. Zaman sonlu bir yapıya sahiptir, o halde cisim de sonludur. Çünkü zaman cisim ve hareketten bağımsız değildir. Zaman hareketin sayısıdır, yani hareketin sayısının oluşturduğu bir süreçtir. Cisim, hareket ve zaman birbiriyle ilişkilidir, biri olmadan diğerinin varlığından söz edilemez. Hareket varsa zorunlu olarak bir cismin ve değişimin olması gerekir. Evren sürekli hareket halindedir; cismin varlığı hareketin varlığından önce değildir. Çünkü; cismin yoktan varlığa dönüşmesi aşamasında bir hareketin olmadığından söz etmek imkansızdır yani cisim hareketten önce olamaz.

Yukarda verdiğimiz bilgilerden hareketle zamanın, hareket, cisim ve mekandan önce geldiğini söyleyemeyiz. Zaman, hareket ve cisim birbirinden önce veya sonra varolamazlar. Zaman, hareket ve cisim aynı anda varolmuşlardır. Demek ki bunların Tanrı tarafından yaratılışı birliktedir, pareleldir. Bunların arka arkaya değil, yan yana aynı anda yaratılması gerekir. O halde alem ezeli ve sonsuz olamaz. Bir başlangıcı ve sonu vardır.

Zaman, ister varlığa ister insana bağlı bir şey olsun şurası muhakkak ki insan ile ortaya çıkar ve insanla anlam kazanır. Zaman algısı insan yaşamında çok önemli değişimlere neden olur. Zamanın insan üzerinde yapıcı veya yıkıcı bir etkisi vardır. Yıkıcı etkisi diyorum çünkü belli bir süreden sonra gelişim yerini gerilemeye bırakabiliyor. Çağın düşünce yapısı, ve hakim görüşü düşünürlerin zaman algısını etkilemiştir. Çünkü düşünür çağın düşünce yapısından her zaman etkilenir ve de o düşünce yapısını etkiler. Bu yüzden Aristoteles’de şekilsiz madde ezeli bir şekilde vardır ve sonsuzdur. Tanrı sadece şekil veren bir varlıktır yoktan yaratan değil. Buna bağlı olarak o da döngüsel bir zaman kabul etmiştir. İlk hareketle birlikte başlayan devinimle zaman anlaşılır olmuştur. Ortaçağda ve İslam dünyasında ise daha çok Tanrı anlayışının benzerliğinden dolayı benzer bir zaman algısı ve görüşü hakim olmuştur. Ancak Kindi’de açıkça ifadesini bulan zaman, mekan, cisim ve hareket kavramlarının birlikte yaratılmış olduğu fikri orijinaldir.

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.
Tüm Yorumlar (1)
  • deniz

    hangi kaynaktan yararlandınız acaba kitap olarak cevap verirseniz çok memnun olurum


HIZLI YORUM YAP
İstanbul escort Samsun escort Mersin escort Eskişehir escort