DOLAR 9,31270.55%
EURO 10,81780.63%
ALTIN 529,590,63
BITCOIN 5795712,79%
Ankara
14°

PARÇALI BULUTLU

02:00

YATSI'YA KALAN SÜRE

Banner 728x90
Banner 728x90
İlahiyatların ve Sosyal Bilimlerin Matematikselleşmesi İhtiyacı Üzerine

İlahiyatların ve Sosyal Bilimlerin Matematikselleşmesi İhtiyacı Üzerine

ABONE OL
12 Ekim 2017 23:11
İlahiyatların ve Sosyal Bilimlerin Matematikselleşmesi İhtiyacı Üzerine
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Türkiye’de ve belki halkının umumu İslâm Medeniyetinin istekli veya isteksiz mirasçısı konumundaki başka bütün ülkelerde önemli bir problem, sosyal bilimlerin keyfiliğe, gelişigüzelliğe ve nihayet verimliliğe zarar veren başka özel niteliklere fazlaca açık oluşudur. Türkçenin bilimsel bir terminolojisinin ve geleneğinin bulunmamasının yanı sıra sosyal bilimlerde uzmanlaşmış akademisyenlerimizin algısal farklılıkları ve kimi zaman profesyonel davranma alışkanlığını kazanamamış olmaları dolayısıyla ülkemizde sosyal bilimlerde verimli ürünlerin mevcudiyeti nadirdir. Bu bakımdan 2014 yılı Aralık ayında Sayın Cumhurbaşkanımızın Türkçede felsefenin yapılamadığına ilişkin teşhisi maalesef isabetlidir. (Bazılarının iddia ettiği gibi, bu vakıa, felsefenin dinselleşmesi veya Arapçalaşması projesiyle de ilgili değildir. Nitekim böyle bir proje mevcut da değildir.) Doğaya dair deneysel çalışma alanlarında olduğu gibi insana dair deneysel uzmanlık alanlarında da matematiğin kullanımı ve sosyal bilimlere matematiğin uygulanması, bana göre, bilime kişisel ve psikolojik etkilerin karıştırılmasına maksimum ölçülerde mani olacağı için, tartışılmalı ve değerlendirilmelidir.

Çağdaş felsefe ve sosyal bilimlerde matematiğin uygulandığı örnek tecrübeler Anglosakson ülkelerinde bulunabilmektedir. İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri, en az maliyetle en çok verimi elde etme iktisadi ilkesi ve matematiksel yöntemi bir araya getirerek, meselelerin çözümlenmesinde keyfiliğin ve vakit kaybının önlenmesi ve bazı bilgilere daha kolay erişmek bakımından çağdaş bir tecrübeye sahiptirler. Bu tecrübeyi sosyal bilimlerin her sahası için detaylı incelediğimi ve Türkiye’deki sosyal bilimlerin verimliliğini kesinkes artıracağını söyleyemem. Fakat anlayabildiğim kadarıyla, sıklıkla karşılaştığımız ve verimli sonuçların imalatına mani olan spekülatif sorunlardan büyük ölçüde kurtulmanın yolu, sosyal bilimleri iktisadi ve matematiksel nitelikli kılmaktan geçmektedir. Böyle bir çerçeve ve ana fikir önerildiğinde genellikle Martin Heidegger ve Jean Baudrillard gibi yazarların matematiksel nitelik, teknoloji ve tüketim toplumu ile ilgili eleştirilerine referanslanan argümanlarla öneri itibarsızlaştırılmaya çalışılmaktadır. Bilim tarihi ve teknoloji tarihinde makine kırıcılar arasında sayılan Heidegger’in mevcut eleştirilerinde söylemeye çalıştığı, matematik yüzünden insanın ve doğanın duygusal, ruhsal ve manevi yönlerinin bilime taşınamadığı değildir. Onun ünlü eserinde söz konusu eleştiri, Kartezyen felsefenin mekanik varsayımlarıyla ilgili olarak vardır ve esas itibariyle modernizmin tenkidi, Almanya’nın düşmanlarının güçlü oldukları bir dünyanın reddedilmesi ihtiyacının neticesinde gerçekleşmektedir. İnsanın duygusal, ruhsal ve manevi ihtiyaçları denildikten sonra sanki bu ihtiyaçların teminine mi çalışılmaktadır? Ayrıca aynı eserde Heidegger, Ortaçağ Hıristiyan teolojisine karşı olduğunu özellikle belirtmektedir ki, onun eleştirisinden dinlerin lehine bir neticeye de varılamaz. Baudrillard’ın simülakrlar ve tüketim toplumu eleştirisinde ise, mesele, esas itibariyle doğru olan bir insani düzenin yerini küreselleşmiş bir piyasada ya meta, ya sermayedar veya satın alıcıya dönüşmüş insanların bulunduğu bir kaosun alması değildir. İkisi de birer düzendir, sadece ikincisinde sermayedarların dünya geneline hâkim olmaları ve bir çeşit tektipleşme söz konusudur. Küresel sermayelerin ve onların yarattığı bir dünyevi varolma ve toplumsallaşma tarzının iktisat ve matematiği kullanıyor olması, bunlara da ihtiyatla yaklaşmamıza yol açabilir, ama vakıa, iktisat ve matematiğin insan ve toplum için yanlışlığına yorulamaz. Aksine meta-etikçilerin yarattığı sosyal bilim tecrübesinin ötesinde daha açıkça psikoloji, sosyoloji, ahlak ve hatta dinde/İlahiyatta bile iktisat ve matematiğin kullanılması mümkündür. Çünkü matematik, ifade için keyfilikten neredeyse uzak bir dil ve çözümleme için önyargıların koşullandıramayacağı bir yöntem verebilmektedir. Böylelikle örneğin hadis usulünde, hadislerin senet zincirlerine ve metin içeriğine göre matematiksel tahlili bile yapılabilir. Matematiğin uygulama alanları üzerinde çalışan uzman bir dostumun haber verdiğine göre, tıpta hastalıkların teşhisi ve hukukta adalete daha kapsamlı ve tatmin edici düzeyde erişim için matematik ve yazılımın kullanıldığı bazı öneriler bir zamandır değerlendiriliyormuş. Matematiksel toplumbilim çalışan ve akıl yürütme hızını dahice bulduğum eski bir öğrencimin haber verdiğine göre, istihbari bilgide, teröristlerin olası terör faaliyetlerinin merkezlerini matematik ve yazılım kullanarak öngörebilen, teşhis ve deşifre edebilen bazı araştırmacılar varmış. Türkiye, bu imkânlardan neden mahrum kalsın?

Türkiye’nin en önemli sorunu, insan sorunudur. Post-kolonyalizmden öğrendiğimize göre, gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerin en temel sorunları, buralardaki insan ve toplumların nitelikleriyle ilgili sorunlardır. Ayrıca bizler, teknolojiyi ne kadar ve ne için kullanıp kullanmayacağımızla ilgili bir planlama ve hesaba bile sahip değiliz. Kültürümüzü yeniliğe uygun hale getirmeye karar verdiğimiz anlarda denediğimiz teknoloji eskimiş oluyor ve tecrübî aklımız dahi hiçbir işe yaramıyor. İktisadi ilkenin gereği olarak matematiğin kullanımı ve sosyal bilimlere uygulanması, söz konusu sorunları bertaraf edebilir veya minimize edebilir. Bilgiyle nesne arasında insanın aradan çıktığı bir süreçten değil, insanın bazen bir lüzumsuzluk ve keyfiliğe, vakit kaybı ve verimsizliğe yol açabildiği bir deneyimin mümkün olduğunca uzaklaştırılmasından söz ediyoruz. Elbette burada uygulanacak matematiğin içeriği, dili ve yönteminin kararlaştırılması ve anlatımı önemlidir. Burada uygulayıcılar ve uygulama ile matematikçilerin görevleri birbirine karıştırılmamalıdır ve matematiğin araçsal fonksiyonu mutlaklaştırılmamalıdır. Benim önerim, sözgelimi İlahiyat Fakültelerinde mesela fıkıh usulü ve içtihat tartışmalarının içerisine matematiğin eklenmesidir. Nitekim benim mesela İmam Gazâlî’nin Fıkıh Usûlü’nü mantıksallaştırmış olmasından anladığım, onun gayesinin esas itibariyle Fıkıh Usûlü’nün iktisadi ve matematiksel nitelikli kılınması olduğudur. Sayılara yalan söyletilebilir, ama bu tür örnekler bile sayıların yalan söylemesinden kaynaklanmaz; aksine yine insani süreçle ilgili bir sorundan söz edilebilir. Sosyal bilimlerin tamamında matematiksel yöntemlerin kullanımı tartışılmalı ve değerlendirilmelidir. Matematiksel yöntemlerin de, Francis Bacon’ın uyardığı tarzda, bazı yan etkileri bulunmaktadır, ama bu yan etkiler arasında insanın duygusal yaşamının olumsuz etkilenmesi gibi bir vakıa mevcut değildir.        

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP