DOLAR 13,81800.03%
EURO 15,6734-0.4%
ALTIN 798,090,12
BITCOIN 574630-1,22%
Ankara

KAPALI

15:40

İKİNDİ'YE KALAN SÜRE

Banner 728x90
Banner 728x90
İslam Felsefesinde Yeni Arayışlar

İslam Felsefesinde Yeni Arayışlar

ABONE OL
3 Temmuz 2021 21:54
İslam Felsefesinde Yeni Arayışlar
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Müslüman ülkelerde felsefi faaliyet birçok seçenekten özellikle dört türlüsüyle icra edilebilir görünmektedir. Birincisi, farklılaşmış tarihsel dillerden güncel olanına yapılacak çeviriler yoluyla olabilir. Arapça ve Farsçadan Türkçeye yapılmış ve yapılmakta olan tercümeler bu türe girmektedir. İkincisi, geriye doğru tarihsel çalışma yaparak geçmişi doğru saptamaya yönelik olabilir. Bu tür araştırmalarda genellikle geçmiş değiştirilmekte ve yeniden yazılmaktadır. Yabancı dillerde olduğu gibi Türkçede de bu tür rağbet görmektedir. Üçüncüsü, felsefi araştırma yapacak ve felsefeyi geliştirecek öznelerin kendileri ve güncellikleri tartışılarak bir felsefi faaliyette bulunulabilir. Çünkü tercümeyi de yapan tarihsel çalışmayı da yapan bugünde yaşamaktadır ve hem Türkçedeki yeni içeriğe, hem de geçmişteki tarihin doğru içeriğine karar veren araştırmacı bir öznedir. Türkiye’deki ve Batı’daki araştırmalarda bu tür neredeyse yok gibidir. Çoğunlukla post-kolonyalizmi ilgilendiren bu bağlam göz ardı edilmektedir. Dördüncüsü, aktüel sorunların kavramsallaştırılması ve popülist halkçı sorunların entelektüel çözümlenmesinde seçkin ve güvenli bir zemin niteliğinde felsefeye yaslanarak çağdaş bir felsefe girişiminde bulunulabilir. Bunu da Tanzimat’tan bu yana romancıların bir kısmı ve bazı toplumsal eleştirmenler yapıyor gibidirler, ama meslekten felsefecilerin genel eğilimi bu türden uzak durmaktır. Modern ve çağdaş felsefeye dair çalışmalar da bu dört türde yapılabilir ve bunlar da ilk iki seçeneğin veya türün icrasıyla sınırlı kalmaktadır.

Böyle bir köşe yazısı kaleme almamın nedeni, Malezya’da İslam araştırmaları doçenti Tarek Ladjal’in 2018 yılında yayınlanmış olan “The Philosophical Conflict between the School of Baghdad and the School of Khorasan in the Tenth Century: Towards a New Understanding of the Development of Islamic Philosophy” (“Onuncu Yüzyılda Bağdat Okulu ve Horasan Okulu Arasındaki Felsefi Çatışma: İslam Felsefesinin Gelişmesinin Yeni Bir Anlayışına Doğru”) başlıklı makalesidir.[1] Ladjal’in makale özeti, girişi, yer yer içeriği ve sonucu iddialıdır ve yeni bir okuma yaptığı konusunda ısrarcıdır. Ona göre, bu okumayla İslam felsefesinin gelişim öyküsüne dair çağdaş anlayışlar değişime uğrayabilir. İbn Sînâ’nın meşrik felsefesi merkeze alınıp da geriden Ebü’l-Hasan el-Âmirî, Ebû Hayyân et-Tevhîdî ve Yahya b. Adî’nin analizleri gibi birçok analiz, onun Aristotelesçi felsefenin dışında bir felsefe arayışına uygun olarak açımlanmaktadır. İbn Sînâ’nın öne çıkarılan yönü, peripatetik felsefeyi terk etmesi ve yönünü Aristoteles’i eleştirmeye dönmesidir.[2] İbn Sînâ gibi bağımsız bir sistem filozofunu Yeni-Eflatuncu veya Aristotelesçi bir yorumcu olarak kabul eden araştırmacılar için bu ana fikir incelenmeye değer bulunabilir. Makalede araştırmacıların aşina oldukları üç temel özellik korunmaktadır. Birincisi, İslam felsefesi, çoğunlukla İslâm vahyi ve dönemin güncel İslâm toplumu dışındaki etken ve adlandırmalara bağlı edilgen bir devinim olarak resmedilmektedir. Açık bir deyişle eski dışsal faktörlerin etkinliği hâlâ okurun dikkatini çekmektedir. İkincisi, İbn Sînâ hâlâ merkezdeki filozoftur. Üçüncüsü ise, makalenin önemli bir bölümü felsefe ve din arasındaki analizlere adanmış bir İslam felsefesi deneyimini merkeze almaktadır. Nitekim sudur nazariyesi ve Tanrı’nın özellikleri (İlahi sıfatlar) çerçevesindeki farklı görüşler, Horasan ve Bağdat okulları arasındaki akıl, nefs ve irade gibi kavramlara ilişkin görüş ayrılıklarına eklenmektedir.[3] Doğrusu hiç olmazsa bu örnekte ben bunların bile fizik ve astronomiyle sınırlı bir alanda anlamlandırılmasını tercih ederdim. Çünkü bu kavramlara ilişkin farklı işleyişlerin ortak gerekçesi, bugünkü anlamda teolojik bir soruna çözüm bulmak değildir. Bu durumda makalede yeni olan, Horasan ve Bağdat okulları arasındaki farklılıkların tekrar ifade edilmesi midir? Makalenin emek ürünü ve saygıdeğer bir makale olduğunu, ama İslâm ülkelerindeki araştırmacılar ile Batılı araştırmacıların kronolojik, ardışık veya tematik tarihyazımlarını değiştirecek bir öneri içermediğini söyleyebilirim. Çünkü dönemin İslam toplumundaki insani hareketlilik merkezde değildir ve hayatın birçok alanı hala felsefe ve din arasındaki aydınlanmacı gerilime indirgenmiş görünmektedir.

Türkiye’de İslam felsefesi araştırmaları yukarıdaki ilk iki tür seviyesinde gelişmiş görünmektedir. Batı’da ise, son yıllarda birçok kronolojik veya tematik İslam felsefesi tarihi kitabı yayınlandı. Bunları elimden geldiğince takip ettim. Sanırım olağan olandan fazla beklenti içinde olmamak gerek, çünkü elimizdeki yetkinlik örneğin 1990’larda yoktu ve yetişmiş birçok İslam felsefesi araştırmacısının hâlihazırda varolması Türkiye için bir şanstır. Bununla birlikte araştırmacıların kendilerini birer duayen veya mütefekkir sanmak gibi bir yanlışa düşmemeleri gerekmektedir. Tercüme ve tarihçilik son derece saygıdeğerdir, ama bu etkinlikler sistem filozofu veya eleştirmen filozof olabilmek için yeterli değildir. Sözgelimi İslam felsefesi tarihinden Huneyn b. İshâk ve İshâk b. Huneyn’in önemleri tartışılamaz, ama bu iki çevirmen aynı zamanda güçlü felsefeler üretmiş filozoflar arasında sayılmamaktadırlar. Bir de üçüncü türün yani araştırmacı öznenin tartışılmasının gündeme gelmesi gerekmektedir ve post-kolonyal teori bu çerçevede bir imkân olarak kullanılabilir. Çünkü özellikle küreselleşme döneminde geçmişi değiştirerek felsefe sistematik hale getirilemez. Post-kolonyal teorinin çağdaş işlevi, kavramların ve olguların doğru lokasyonudur. Yani tarihte bir İslam felsefesi var olmuşsa bunun öncelikli kaynağı İslam toplumunun kendi gerçeklikleridir ve modern ve çağdaş dönemlerde sistematik veya nitelikli eleştiri seviyesinde olmasa bile üzerinde çalışma gerektiren bir İslam felsefesi vardır. Eldeki İslam felsefesi tarihi kitapları karşılaştırmalı incelenerek bu üçüncü türün bir örneğine başlanabilir.

[1] Tarek Ladjal, “The Philosophical Conflict between the School of Baghdad and the School of Khorasan in the Tenth Century: Towards a New Understanding of the Development of Islamic Philosophy”, Al-Masāq, Routledge, Taylor and Francis Group, 30:2 (2018), s. 191-211.

[2] Ladjal, “The Philosophical Conflict between the School of Baghdad and the School of Khorasan in the Tenth Century: Towards a New Understanding of the Development of Islamic Philosophy”, s. 203.

[3] Ladjal, “The Philosophical Conflict between the School of Baghdad and the School of Khorasan in the Tenth Century: Towards a New Understanding of the Development of Islamic Philosophy”, s. 203-210.

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP