DOLAR 12,99220.22%
EURO 14,58390%
ALTIN 737,48-0,09
BITCOIN 73984215,23%
Ankara

HAFİF YAĞMUR

06:21

İMSAK'A KALAN SÜRE

Banner 728x90
Banner 728x90
Olumlama 1 : Özgüven Her Bünyenin Hakkıdır

Olumlama 1 : Özgüven Her Bünyenin Hakkıdır

ABONE OL
2 Temmuz 2021 16:28
Olumlama 1 : Özgüven Her Bünyenin Hakkıdır
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Özgüven kelimesi kendilik değeri, kendine güven ve kendini kabul etmekten oluşur. Gururlu, kibirli olduğumuz veya diğer insanlardan daha iyi olduğumuzu düşündüğümüz anlamına gelmez. Kendimizi saygı duymaya layık ve değerli hissediyoruz demektir.

İyi bir şeydir, lazım olan bir şeydir.

Şu sıralar, bunun için olumlamalar yapan birçok danışman bulunmakta.

Olumlama; son zamanlarda moda olan, “ben kendimden razıyım, ben bana verilenlerden razıyım, kendimle bir derdim yok, kimseyle bir derdim yok” demenin, terapi dilindeki adıdır. Kendiyle sorunu olmayan bireyin; işine, hobilerine, meraklarına, dostlarına, sevdiklerine kalır tüm enerjisi. Negatif enerji ile kendini yiyip tüketmez.

Eşref-i mahlukat olan insanın, kendisini sevmesi, kendisine güvenmesidir özgüven.

Doğuştan sahip olduğumuz bir özelliktir.

Her çocuk hayatta kalmak içgüdüsüyle doğar. Hayatta kalma içgüdüsünde, kendini sevmek de vardır. Çocuk, ilk gülücüklerini atarken, ilk aguları yaparken kendinden emindir. Kabul edileceğini düşünür. Yaptıklarına olumlu karşılık buldukça daha da güler, agular; anne olur, baba olur. Yaptıklarına olumlu ya da olumsuz karşılık bulamayan çocuk ya inat eder kendini ifade etmeye ya da küser kendine ve dünyaya. Unutur özgüven duygusunu.

Eğitimci Erikson’un, 5-11 yaş aralığında kazanılacağını düşündüğü; “üretkenliğe karşı küçük görülme-aşağılık duygusu” döneminde, yeterince üretken olmasına müsaade edilmeyen çocuklar ileride kendinden utanacak durumu düşebilir.

Yanlış yapılan tercihler, yaşanan talihsizlikler, baş edilemeyen başarısızlıklar gibi olumsuz durumlar bazen kişinin kendine yeniden güvenmesini engelliyor. O esnada ömrün ilk yıllarında; 5-11 yaşlarında yaşanan birikimlerin etkisiyle beyin, kendini koruma altına almaya başlar. Kişinin kendini yeniden arz-endam etmesine engel olmaya çalışır. Çünkü kişi kendini yeniden arz ederse, yeni bir hayal kırıklığı yaşayabilir. Ona diyor ki “sen daha ortalıklara çıkma, seni üzerler. Mücadele etmeye çalışma, seni yenerler. Sen çekil kabuğuna. Sana kimse zarar vermesin. Ben seni korurum.“

Kabuğuna çekilen insan o güvenli ortamı sever. Sakindir orası, bir koy gibidir. Her yer görülür ama kimse seni görmez. Akıntı onu alıp götüremez. Yüzmeye gerek yoktur, sığdır çünkü. Ama o kadardır. Sadece kısa süre durulacak, dinlenecek bir yerdir orası. Uzun süre durulacak bir yer değildir. İlerisi yoktur. Bir kaplumbağa için yumurtalarını bırakacağı bir kumluktur sadece. Kaplumbağa oraya yumurtalarını bırakır gider. Orada onun için yapılacak başka bir şey yoktur. Yavrular da çıkar çıkmaz suya yönelirler. “Aman burası çok güvenliymiş, bir ömür burada yaşayalım” diye düşünmezler. İçgüdüleri, onları tehlikelerle dolu denize yöneltir. Hayat denizdir onlar için. Sonsuza kadar sükûnet ve huzur değildir hayat.

Beyin bunu anlayamaz. Onun tek derdi, idare etmek zorunda olduğu ruhu korumaktır. Bunu da en güvenli olanı tercih ederek yapar.

Çocuklar her yeni durumu yeni bir durum olarak kabul ederler. Başka bir şeye benzetmeye ihtiyaç duymazlar. Gençlik sonrası, her yeni durum bir önceki duruma benzetilerek anlaşılmaya çalışılır. Bir tür konfordur bu. Zihin böylece bireyin işini kolaylaştırır. Bak bu kivi der. Biraz çilek, biraz muz, biraz kavun. İçi rahatlar beynin. Oysa o, 3 meyve değildir, sadece kividir. Onun için yeni bir şema açılmalıdır. Tıpkı çocuklukta olduğu gibi, yeni durumlar için yeni şemalar oluşturulmalıdır. Beynin yarattığı konfor alanının dışına çıkılmalıdır.

Mantık sosyolojisinde kumarbaz safsatası diye bir terim vardır. Vesvesenin aksine umut barındıran bir safsatadır. Önceki başarısızlıklar yeni başarılara dalalettir diye düşünülür. At yarışında bugüne kadar kazanmadıysan, artık senin sıran gelmiştir der. Piyangoda bugüne kadar kazanmamış olman bundan sonra kazanacağına işaret eder der.

Bireyin önceki talihsizlikleri sonucu özgüvenini yitirmesi bir uç ise bireyin önceki talih oyunlarını kaybetmesi bundan sonraki talih oyunlarını kazanacağı anlamına gelmesi öteki uçtur. İki uç da sakattır. Kalınması gereken bu andır.

Özgüven her bünyenin hakkı olan bir özelliktir. Kişi ya olumlama atölyelerine katılarak özgüvenini yardım alarak kazanacak ya da bunu kendi kendine yapmaya çalışacaktır. Halledilmesi gereken, onsuz olamayacak olan bir durumdur.

Sanıldığı gibi bilgi ile, güzellik ile, varlık ile alakalı değdir. Sanıldığı gibi ırsi bir şey değildir. Öğrenilebilen bir şeydir. Sanıldığı gibi sadece ruhla alakalı değildir. Öncelikle bedenle alakalı bir durumdur.

Özgüvenli bir duruş sergilemek için yapılacaklar zor değildir. Karşısındaki insandan gözümüzü kaçırmayarak, konuşurken hareketsiz durmayarak, otururken geriye yaslanarak, elleri yok etmemeye çalışmayarak, başı fazla sallamayarak, omuzları düşürmeyerek karşımızdaki insana “ben kendimden eminim bu bedenin kontrolünü sağlayabiliyorum, karşında olmaktan hoşnutum” mesajı verilebilir.

Üstümüzde özenli ve temiz bir kıyafetle, bakımlı bir yüzle, asılmayan, tebessüm eden bir ifade ile kendimizi tamamlarsak “Ye kürküm ye” misali sonrası gelir.

Sıcacık ışıl ışıl yaza özgüvenli bir giriş yapmak için gerekenlerin bir kısmını yazdım. Pandemi de bitiyor, aşı da geliyor. O vakit daha güzel, daha iyi, daha mutlu, daha keyifli, daha emin olmak için elimizden geleni yapalım derim. Yaratıcının bize bahşettiği her gün bunu hak ediyor.

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP